Ad Square
10394628_10152288654103380_2031411598537769774_n

Doğada Yoga Günleri Başladı…

Share on Facebook Bunu paylaş:YazdırFacebookLinkedInRedditE-postaStumbleUponGoogleTumblrPinterest Devamı →

selman ada

Selman Ada DOB Genel Müdürü Oldu…

Yaşamını Mersin’de sürdüren Besteci, Orkestra Şefi, Piyanist Selman Ada, 24 Temmuz 2014 tarihinde Devlet Opera ve... 

DSC_0027

L. Hair World’de Framesi Bakım Günleri Başladı…

Mersin’in ilk ve tek okullu bayan kuaförü Leyla Dilgil geçtiğimiz günlerde faaliyete geçirdiği L. Hair World... 

memoss001

Memoş Tantuni Kurumsallaşma Sürecini Hızlandırdı…

Mersin’in en lezzetli tantuni markası olan Memoş Tantuni son bir kaç yılda yaptığı değişimlerle tüketicilerin... 

DSC_0173

L.Hair World Açıldı…

Mersin’in ilk ”okulundan mezun” kuaför salonu açıldı. İngiltere’de yaşadığı yıllarda yüksek okul... 

836 views

BAŞKAN AŞUT DOĞA KOLEJİ ÖĞRENCİLERİ İLE GİRİŞİMCİLİĞİ KONUŞTU…

Kategori : Ana Sayfa - Etiketler :, , , , , - Tarih : 15 Ocak 2013

IMG_1542

Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Şerafettin AŞUT, Mersin Doğa Koleji’nin davetlisi olarak Doğa Koleji Konferans Salonunda Öğrencilerle bir araya geldi. Doğa Koleji’nin müfredatına Girişimcilik Dersleri koymasından duyduğu memnuniyeti dile getiren Şerafettin AŞUT gençlerimizi sürekli memur olmaya şartlayan bir eğitim sisteminden kurtulmak gerektiğini ifade ederek, zenginliğin Girişimcilikten geçtiğini ve özellikle kadınlarımızın girişimciliğe ve iş yaşamına yönlendirilmesi gerektiğinin altını çizdi. BAŞARISIZ OLANLAR DEĞİL; VAZGEÇENLER KAYBEDER MTSO Yönetim Kurulu Başkanı Şerafettin AŞUT, özellikle Meslek Liseleri başta olmak üzere Mersin’deki tüm okulları gezerek girişimciliği özendireceklerini ve öğrencilerle buluşacaklarını söyledi. Girişimciliğin bir kültür olduğunu ve genç yaşlarda bu fikre aşina olamayanların ileri yaşlarda girişimci olmakta zorluk yaşayacaklarını dile getirdi. İnsan kaynağını kullanmayan bir ülkenin varlığını sürdürmeyeceğini belirten Başkan AŞUT büyük ve gelişmiş ekonomilerin artık ham maddeyi değil, insan kaynağını kullanarak ilerlediklerini vurguladı. Başkan AŞUT, korkularla ve endişelerle yetiştirilen nesillerin kendine olan güvenini kaybettiğini ve bu trendin tersine çevrilerek yani denemekten çekinmeyen ve korkmayan nesillerin yetiştirilmesi gerektiğini söyledi. MTSO Yönetim Kurulu Başkanı Şerafettin AŞUT’un Konferans Konuşması Doğa Kolejinin değerli Yöneticileri, Değerli Öğretmenlerim, Çok değerli Öğrenciler, Değerli Konuklar, Öncelikle, hepinizi şahsım ve Mersin Ticaret ve Sanayi Odası adına saygıyla selamlıyorum. Türkiye’nin gelecek vizyonunda en önemli olan şeyin Eğitim olduğuna olan inancımla; Ve Mersin’in bu anlamda gücüne güç kattığına inandığım Doğa Kolejine, gençlerle buluşma, GİRİŞİMCİLİĞİ anlatmak adına, bizlere bu imkanı vermesinden dolayı teşekkürlerimi sunuyorum. Eskiden İŞADAMI denen bir kavram vardı. Sanki iş dünyası sadece erkeklerden oluşuyormuş gibi…

IMG_1522

Aslında bu toplumsal bir bakış açısıydı. Büyüklerimiz öyle derdi; “Erkekler işe, kızlar eve”… Dönem değişti, ekonomiler çok farklı bir yapıya büründü… Üretim şekli değişti… Ve görüldü ki, sadece erkeğin üretmesi, iş dünyasında yer alması, bir ülkenin gelişmesini sağlamaya yetmiyor. Artık, günümüz ekonomi dünyası, nitelikli iş gücüne ve insan kaynağına önem verenlerin elinde yükseliyor. Büyük ekonomiler artık, ham maddeye değil, insan kaynağına önem veriyor. Genelde tüm ülkelerde insan nüfusunun yarısını kadınlar oluşturuyor. Kadınları iş dünyasından uzak tutmak demek, insan gücünü israf etmek anlamına gelmektedir. İşte bundan dolayı, İŞADAMI kavramına, son zamanlarda İŞKADINI kavramı eklendi. Ama, GİRİŞİMCİ kelimesi; Ayrım yaratmayan anlamıyla, daha demokrat, daha eşitlikçi… Bunun için ben, işadamı veya işkadını kelimelerinin değil, Girişimci gibi, daha yeni, herkesi kapsayan bir kavramın gücünden bahsetmek istiyorum. GİRİŞİMCİ DEMEK, DENEMEKTEN ÇEKİNMEYEN DEMEKTİR Denemeyen insan başarıp başaramayacağını göremez. Hiçbir zaman, hiçbir konuda başarısız olmaktan korkmayın. Çünkü, başarısız olanlar değil; Denemeyenler ve vazgeçenler kaybederler. Korkularla ve endişelerle çevrilmiş bir dünyada yaşıyoruz. Hayatımıza korkuların ve endişelerin yön vermesine izin vermemeliyiz. Korku ve endişe sonradan öğrendiğimiz şeylerdir. Hiç kimse korku ve endişe duygularıyla doğmaz. Bize bunlar sonradan öğretilir. Hayatta başarılı olanlar, korku ve endişelerin kendilerini engellemesine izin vermeyen; Sürekli deneyen girişimcileridir. Okul bitince ne yapacağım? Ya Üniversiteyi kazanamazsam? Acaba hangi bölümü yazarsam hayatım kurtulur? Hangi sektörde çalışmalıyım? Ya iş bulamazsam? Tüm bu endişeler ve korkular, aslında bizim ne istediğimizi sormamıza engel olan şeylerdir? Bunlar, bizim hayal kurmamızın önündeki engellerdir. Gençler! Unutmayın… HAYALLERİNİZ NE İSE, SİZ O SUNUZ… Hayal kurup, bunu gerçekleştirmek adına çaba gösteren kişiler, er ya da geç bu hayali gerçekleştiririler. Aksi taktirde, başkalarının hayallerini yaşar ve ömür boyu mutsuz olursunuz. Ancak, bunun yolu bilgi ve doğru eğitimden geçer. Okullar bunun sadece bir parçasıdır. Ama hepsi değildir. Çok şanslısınız ki, felsefesi olan bir okulda okuyorsunuz. Felsefe, hedefler ve değerler bir okulun ruhudur. Ne yazık ki, değerler sistemi yaratamayan, bir felsefesi olmayan okulların insanlarımızın eğitimine bir katkı vermediği açıktır. Sadece okul binası ile işler çözülseydi, yüz binlerce okulu ile Türkiye, şu anda Uzay çağını yaşıyor olurdu. Sadece okul binaları ile işler çözülseydi, yüzlerce işletme fakültesi olan Türkiye’nin, her yıl binlerce işletme mezunu bulunan Türkiye’nin, en az 5 milyon girişimcisi olurdu. Ancak, ne yazıktır ki, Türkiye’de işletme, iktisat gibi bölümleri bitiren gençlerin %90’nı, kendilerine öğretilen bu sanal korkulardan dolayı memur olma yarışına girmiştir. Kalan %5’i akademisyen olmaya çalışır. Kalan %5 ‘de memur ve akademisyen olamayınca mecburen iş dünyasına atılır. Bu şekilde bir zenginlik olmaz. Ülkeler böyle zenginleşemez. Yani, müfredata girişimcilik eğitimi koymak yetmez. Bunun ruhunu vermek, felsefesini öğretmek gerekir. Bunun bilgi ve pratik alt yapısını hazırlamak gerekir. Ruhu olmayan hiçbir iş başarıya ulaşamaz. İşte, bu anlamda Mersin Doğa Kolejini bu işin ruhunu anlamasından dolayı tebrik ediyorum. Doğru eğitimle düzelmeyecek hiçbir şey yoktur. Ülkemiz için önemli olan şey ile değerli olan şeyin ayrımına varmalıyız. DEĞER YARATAMAYAN ŞEYLER ÖNEMLİ OLAMAZLAR Peki, Ülkemizin en değerli şeyi nedir? Ekonomik anlamda, Türkiye’nin petrolü yok; Doğal Gazı yok; Atın veya Elmas rezervlerimiz yok; Ama çok büyük bir potansiyelimiz var… İnsan Kaynağımız, gençlerimiz, kadınlarımız… Bunlar şu an için bizim zenginliğimiz değildir. Zenginlik bir sonuçtur. Biz henüz bu potansiyeli kullanarak bir zenginlik yaratamadık ki. Ünlü bir iş adamımız potansiyeli tanımlarken şunu söylemişti; “Potansiyel, bir köyün yanı başından büyük bir ırmak akarken, o köyün susuzluk çekmesidir”. Yani, o ırmak, o köy için bir potansiyeldir. Ama kullanamazsan, ırmak yanı başından akarken, sen susuzluk çekersin. Aynı şekilde, geçlerimizi, kadınlarımızı iş gücüne, ekonomiye sokamazsak, bunlar birer potansiyel olarak kalır… Bu potansiyel ancak doğru bir eğitimle zenginliğe dönüşür. Türkiye eğitim ortalamamız 7 yıl. Nasıl insanların bir eğitim seviyesi ve yaşı varsa; Toplumlarında bir eğitim seviyesi ve yaşı vardır. Yani, Türkiye toplumu olarak henüz 7’nci sınıftayız. Dünyanın gelişmiş ülkelerinin eğitim ortalaması ise 11-12 yıl. Yani gelişmiş ülkeler 12’nci sınıfta. Neredeyse üniversiteye gidecekler yani… 7 YILLIK EĞİTİM ORTALAMASIYLA GELİŞMİŞ BİR ÜLKE OLAMAYIZ Sormak istiyorum, 7’nci sınıftaki bir öğrenci, 12’nci sınıftaki bir öğrenci ile ne kadar rekabet edebilir? Gelişmiş dünyada kadınların iş gücüne katılımı; %55-60. Bizde ise %25. Yani, kadın nüfusumuzun sadece 4’de biri ekonomik bir değer üretiyor. Dörtte üçü evde oturuyor veya ev de oturmaya mahkum ediliyor… Tek zenginliği insan kaynağı olan bir ülkenin, bu kaynağı israf etme hakkı olabilir mi? Eğitilmiş insan kaynağınız varsa yapamayacağınız hiçbir şey yoktur. Ancak, eğitimi sadece okullardan ibaret görmemek gerekir. Kişisel eğitimleri ve yaşam boyu öğrenmeyi bir ilke haline getirmelisiniz. Buz Dağlarını bilirsiniz. Evet Buz dağlarının suyun altındaki görünmeyen kısmı, görünen kısmından büyüktür. Buz dağlarının görünen kısmı okullardır. Görünmeyen dev kısım ise sizlersiniz. Sizin kişisel öğrenme çabanızdır. Derler ki “Eğer siz bir şey öğrenmek istemiyorsanız, hiç kimse size bir şey öğretemez”. Yeter ki, siz isteyin, bu devirde öğrenemeyeceğiniz, internetle ulaşamayacağınızı bir bilgi yok. DÜNYA YENİ BİR SANAYİ DEVRİMİ YAŞIYOR; BU SEFER ISKALAMAMALIYIZ Değerli Gençler… Dünya yeni bir sanayi devrimi yaşıyor. Sizler bu yeni ekonomik dönemin öncüleri olabilirsiniz. 1800’lü yıllarda birinci sanayi devrimi buharlı makinanın icadı ve üretim sisteminin değişmesi ile başladı. Trenle ulaşımın mantığı değişti. Telgrafla daha hızlı iletişim çağı başladı. Bu yeni bir dünyaydı. Ne yazık ki, Osmanlı Devleti bu çağa uyum sağlayamadı, eğitim sistemini geliştiremedi ve çöktü. Büyük önder Mustafa Kemal ATATÜRK diyor ki: “Türk tarihi incelenirse, bütün yükselme ve çöküşlerin nedenleri bir iktisat yani ekonomi meselesinden başka bir şey değildir. Yeni Türkiye’yi layık olduğu düzeye getirmek için ekonomiye birinci derecede önem vermeliyiz. Çünkü, zamanımız ekonomi döneminden başka bir şey değildir. Siyasi ve askeri zaferler, ekonomik zaferlerle desteklenmezlerse bu zaferler kalıcı olmaz”. Evet, yıl 1923… İşte gerçek bir girişimcinin, ruhu ve felsefesi olan bir değerin, ülkesine kattığı değer… Ancak bir değeriniz varsa, ülkenize ve toplumunuza değer katarsınız ve öncü olursunuz. Bunun yolu, doğru eğitim ve sürekli bilgiyi aramaktır. 18 ayar bir altın külçesine 24 ayar altın ilave ederseniz o külçe değerlenir… Ama, 24 ayar değerde bir altın külçesine 18 ayar altın karıştırırsanız, o zaman da o külçe değer kaybeder. İşte eğitimli insan budur. Eğitim ve bilgi sizin ayarınızı arttırır. Eğitimli, bilgili, girişimci insanlar da toplumun değerini arttırır. Evet, 1800’lü yıllardaki birinci sanayi devrimini yakalayamayan ve ekonomik bir değer yaratamayan Osmanlı ancak 100 yıl daha ayakta kalabildi ve 1900’lü yılların başında çöktü. Sanayi devrine uyum sağlayamamanın bedelini çok ağır ödedik. Ne insanımız kaldı ne toprağımız. Anadolu’ya sıkıştık. Sonra, Cumhuriyet Kuruldu… Büyük atılımlar yapıldı. Eğitimde, sağlıkta, kültürde, sanayide… Ancak, 2. Dünya savaşı ve yeni ekonomik krizlerle Türkiye içine kapandı. Atatürk’ten sonra bu ruh devam ettirilemedi. Ve 60’lı-70’li yıllara gelindi. Bu sefer de, ikinci sanayi devrimi diyebileceğimiz, bilgisayarla başlayan yeni bir çağ açıldı. Nasıl 1800’lü yıllarda buharlı makine ile üretim mantığı değişmişti, şimdi de bilgisayarla yeni bir ekonomik sistem kuruldu. Yüksek teknolojili bir dünya başlıyordu. Uzaya çıkıldı… Aya gidildi… Bilgisayarlar insan beynine meydan okudu. Üretimde artık bilgisayar vardı. Ne yazık ki, ülkemiz Birinci sanayi devrimini kaçırdığı gibi, bu ikinci sanayi devrimini de ıskaladı. Eğitim sistemini yenileyemedi. Temel Bilimleri geliştiremedi. Bilimsel gelişmeyi yakalayamadı. Düşük ve orta teknolojili bir üretimle bu günlere geldi. Peki, Düşük ve orta teknolojili üretim ne demek? Düşük ve orta teknolojili üretim, siz bir tır dolusu ürün ihraç ederken, ABD’nin tırnak büyüklüğündeki bir bilgisayar çipinden aynı parayı kazanması demek… Siz, iki tır meyve ihraç ederken, Güney Kore’nin bir cep telefonundan aynı parayı kazanması demek… Yani, hamallık yaparak bu günlere geldik… Ne gerçek anlamda zenginlik yaratabildik, ne de ileri teknoloji üretebildik. Dünyanın en büyük televizyon üreticisi olduğumuzla gurur duyuyoruz ama tüpleri Çin’den geliyor. Böyle gelişmişlik olur mu? Hani az önce dedik ya; Toplum olarak hala 7’nci sınıftayız diye. 7’nci sınıftaki çocuklar bu bilgi seviyesi ile yüksek teknolojiyi nasıl üretecek? Sormak isterim…

IMG_1516

 

TEMEL BİLİMLER OLMADAN YÜKSEK TEKNOLOJİ OLMAZ

Bakınız, size çarpıcı bir bilgi vermek istiyorum… Son yıllarda üniversitelerdeki; Fizik, Kimya, Matematik gibi Temel Bilimler bölümleri dezavantajlı konuma getirilmiş ve gençler bu bölümleri tercih etmez duruma gelmiştir. Temel bilimlerden uzaklaşmak, yüksek teknolojiye sadece ithal ederek ulaşmak, yani bunları yurt dışından almak anlamına gelir. Yüksek teknolojiyi kendimiz icat etmeden gerçek anlamda zenginleşemeyiz ve gelişemeyiz. Resmi verilere göre, ODTÜ, Bilkent ve Boğaziçi gibi üniversitelerin temel bilimlerine, yani Fen Fakültelerine giren öğrencilerin hem kalitesi hem de sayısı olağan üstü azalmaktadır. ABD’de fizik, kimya ve matematik gibi temel bilimleri bitiren öğrenciler İntel, Microsoft ve Apple gibi küresel şirketlerde bilim insanı olarak çalışırken. Türkiye’de ise temel bölümleri bitiren öğrenciler, “ne iş olsa yaparım” durumuna gelmiştir. Böyle bir eğitim ekosisteminde, hangi ileri teknoloji markalarını yaratacağız? Hangi bilim insanı ile bunları yapacağız? ABD’de “Mesleki Ortalama Kazanç istatistiğinde” 815 meslek arasında; Fizikçiler 29’uncu; Matematikçiler 46’ncı; Kimyacılar ise 142’inci en çok kazanan meslekler arasında yer alıyor. Peki, bizde? Bırakın para kazanmayı, bizde bu alanlar meslek olarak bile kabul edilmiyor. Umutsuz muyuz?…. Hayır… Korkuyor muyuz? …. Hayır… Çünkü önümüzde bir fırsat var… Hani az önce dünyanın yeni bir sanayi devrimine girdiğini söylemiş ve sizin burada öncü olabileceğinizi vurgulamıştım… Evet, işte yeni ve belki de son fırsatımız. Birinci ve ikinci sanayi devrimlerini kaçırdık. Ama, önümüzde duran bu 3. Sanayi devrimini kaçırmamalıyız. Merkezinde, bilgi ve iletişim teknolojileri olan 3. Sanayi devrimi bize büyük bir zenginlik sunuyor. Değerli Öğrenciler, artık dünyanın en büyük firmaları petrol firmaları değil. Artık, en büyük firmalar IBM, Google, Apple gibi bilişim firmalarıdır. Artık dünyanın en zenginleri petrol şeyhleri veya emlak zenginleri değil; Microsoft’un mimarı Bill GATES; Apple’ın mucidi Steve JOBS; Facebook’un yaratıcısı Zucerberg gibi sadece bilgiyi kullanan sıradan insanlardır. Bu insanlar bu işleri büyük fabrikalarda ve milyonlarca dolar sermaye ile yapmadılar. Sadece bilgilerini kullanarak, evlerinde, öğrenci yurtlarında veya evlerinin garajlarında yaptılar. İşte çağımızın girişimcileri bunlardır. Sizlerin rol modelleri de bu insanlar olmalıdır. Önce bilgi… Bilgisi olmayan bir insanın bu yeni dünyada, bırakın değer yaratmayı, var olması bile mümkün olmayacaktır. Eskiden ülkeler savaşlarla yok olurdu. Artık, sadece bu bilgi dünyasında değer üreten ülkeler var olacaklar. Sevgili Gençler, Elinizin altında internet gibi bir mucize var. Bilgi ve iletişim teknolojilerinin sağladığı bir kaynak var. Doğa Koleji gibi bunların önemini anlayan bir okulun sizlere desteği var. Bu fırsatı iyi değerlendirin. Karar verin; Ya çivi olacaksınız; Ya da çekiç. Bilgisizlik, tembellik ve korkularla dolu bir dünyada, çivi olmaya karar verirseniz tepenize vuran çok olur. Endişelerle, sanal korkularla hayallerinizden uzaklaşır ve tembelliğe dalarsanız, lokomotif değil, vagon olursunuz. Kim nereye götürürse oraya gidersiniz. İşte bilgi ve iletişim teknolojilerin sunduğu yeni bir sanayi devrimi ve ekonomik sistemle karşı karşıyasınız. Sermayeye, yani parya ihtiyacınız yok… Büyük fabrikalara ihtiyacınız yok, Üretim için enerjiye, elektriğe ihtiyacınız yok. İhtiyacınız olan şeyler bilgi ve bu bilgiyi ürüne dönüştürecek olan girişimci ruhtur. Bakınız, E-Bay satış sitesinin değeri Küba’nın milli gelirine eşit. Apple’ın değeri İsviçre’nin, Samsung’un değeri İsrail’in, Google’ın değeri Mısır’ın milli gelirine eşit. Yani, her biri bir devlet gibi. Arkadaşlar, unutmayın, her biriniz bir devlet gibisiniz. Bu yeni ekonomik sistem size bu şansı ve bu gücü veriyor. Ama iyi bir eğitim alırsanız, eğitimi hayatınızın bir parçası yaparsanız, merakla araştırırsanız ve daha önemlisi, girişimcilikten vazgeçmezseniz, dünya sizi bekliyor… Olmayan korkulara kanmayın, Endişelenmeyin, Başkalarının moral bozucu sözlerine bakmadan hayallerinizin peşinde koşun. Aksi taktirde, hep başkalarının hayatını yaşarsınız… Dış dünyada umutsuzluk, kötülük veya sizi bekleyen düşmanlar yok… Dış dünya sizsiniz… Siz ne iseniz; Sizin düşünceleriniz ne ise; Dışarıdaki dünya odur… Hayalleriniz ve çabanız ne ise, Sizi bekleyen dünya o dur… Kendinize güvenin… Çünkü biz sizlere inanıyoruz ve güveniyoruz… Değerli Gençler, Hepinizi sevgiyle kucaklıyorum. Doğa Kolejinin tüm yöneticilerine ve değerli öğretmenlerime teşekkür ediyorum. Hepinizi şahsım ve Mersin Ticaret ve Sanayi Odası adına saygıyla selamlıyorum.

 

 

 

 

 

Share on Facebook

Kategoriler

Popüler Konular

Rastgele Konular

iletişim

webmaster@thecitydergisi.com