Ad Square
10394628_10152288654103380_2031411598537769774_n

Doğada Yoga Günleri Başladı…

Share on Facebook Bunu paylaş:YazdırFacebookLinkedInRedditE-postaStumbleUponGoogleTumblrPinterest Devamı →

selman ada

Selman Ada DOB Genel Müdürü Oldu…

Yaşamını Mersin’de sürdüren Besteci, Orkestra Şefi, Piyanist Selman Ada, 24 Temmuz 2014 tarihinde Devlet Opera ve... 

DSC_0027

L. Hair World’de Framesi Bakım Günleri Başladı…

Mersin’in ilk ve tek okullu bayan kuaförü Leyla Dilgil geçtiğimiz günlerde faaliyete geçirdiği L. Hair World... 

memoss001

Memoş Tantuni Kurumsallaşma Sürecini Hızlandırdı…

Mersin’in en lezzetli tantuni markası olan Memoş Tantuni son bir kaç yılda yaptığı değişimlerle tüketicilerin... 

DSC_0173

L.Hair World Açıldı…

Mersin’in ilk ”okulundan mezun” kuaför salonu açıldı. İngiltere’de yaşadığı yıllarda yüksek okul... 

2.118 views

Alper Yedigöz – 8 Mart…

Kategori : Ana Sayfa, Yazarlar - Etiketler :, , , , , - Tarih : 07 Mart 2013

12262731982900

Griydi gökyüzü, pusluydu şehir, hava bir an önce bir mekana sığınmayı hissettirecek kadar soğuktu, kaldırım taşlarındaki ışık demetleri su damlaları ile bozuluyor, sonra inatla tekrar yansıyordu. Yosun tutmuş duvarların, küf kokan bodrumların kokusu geliyordu. Elleri cebinde ağır adımlarla çıktı, karşı kaldırımdan geçen kırmızılı kadına baktı. Otuzlu yaşlarında olmalıydı, ne çok uzun ne çok kısaydı, ince burunlu sivri topuklu siyah rugan ayakkabıları, ince siyah çorabı ile yürüyordu. Ayakkabılarının ince burnu kaldırımı okşarken, sivri topuklarıyla acıtıyordu, bir adımında güven bir adımında kışkırtıcılık vardı, geçtiği yerlerdeki kaldırım taşları diğer ışıkları bırakmış kadının ışığını yansıtıyorlardı. İçini bir mutluluk kapladı, dudakları ona inat yavaşça gülümsedi…

 

Diye başlasak yazıya, bu kadar kasvetli bir tarifte en çarpıcı öğe, yürüyen kırmızılı kadın olur sanırım. Aslında hayatlarımızda öyle değil mi? Hepimizin aklında kalan bir kırmızılı kadın yok mu? Cinsiyet ayırımı olmadan hepimiz için ilk ve en önemli varlığımız, kadınımız; anamız değil mi? “ Kadının en büyük vazifesi analıktır! İlk terbiye verilen yerin ana kucağı olduğu düşünülürse, bu vazifenin ehemmiyeti layıkiyle anlaşılır.” Demiş M. Kemal Atatürk

4hqtqv71

Yüz yıllar boyunca kadın üremenin, üretmenin sembolü olmamış mı? Truva’nın tarihe geçmesine, bu büyük ve ibret dolu efsanenin doğmasına neden olan güzel bir kadın; uzaklıkları, imkansızlıkları dinlemeyen bir aşk değil mi? Bakın Goethe ne güzel söylemiş; “Şarabı, kadını, şiiri ve müziği sevmeyen bütün hayatınca bir ahmak kalır.”

adem-havva

Derler ki Tanrı özene bezene Adem’i yaratmış, Adem’de eksik kalan kusurları Havva’da tamamlamış. Adem’e de bu kadar kusursuz bir varlığa bağlanmak kalmış. Ve tarih yazılmaya başlamış. İlk çağlarda fiziksel gücün önemi nedeniyle, kadın güçsüz görülüp alınmış, satılmış. Sadece bir üreme aracı olarak görülüp bir metaya bağlanmış. Ama belki de yine kadın sayesinde ademoğlu aklını katmak, fiziksel gücün yanısıra zihinsel gücünü de kullanmak zorunda kalmış. Zihinsel güç ise iki cins arasındaki tüm engelleri ortadan kaldırmış.

cleopatra__120811010914 bt_matahari

Tarih kendisini oluşturan binlerce kadınla dolu. Dünya bugünkü şekillenmesini onlara borçlu, bundan sonra da yenilerine borçlu olacak. Mısır İmparatoriçesi Cleopatra, ünlü kadın casus Mata Hari, Nobelli Madam Curie, Osmanlı İmparatorluğu’nun bir dönemine damgasını vurmuş ‘iktidar avcısı’ Hürrem Sultan, Pakistan’ın ve aynı zamanda İslam coğrafyasının ilk kadın Başbakanı Benazir Butto; Hindistan’da yine ailece ülke siyasetine damga vurmuş, ülkesinin ilk Başbakanı İndira Gandi; Fransa’ya 40 yıl boyunca hükmeden İtalyan Catherine de Medici; Rusya’yı çağının en güçlü ülkelerinden biri yapan Alman kökenli Katerina; İngiltere’den Kraliçe Elizabeth, Kraliçe Victoria ve onların bıraktığı yerden bayrağı devralarak İngiltere’yi bir küresel aktöre dönüştüren ‘Demir Lady’ Margaret Thatcher. Jeanne d’Arc Orleans’ta başına geçtiği Fransız ordusu ile İngilizleri hezimete uğrattığında henüz 17 yaşındaydı. Kösem Sultan torunu IV. Mehmet’i tahta geçirmek için oğlu I. İbrahim’i gözünü kırpmadan katlettirdi.

sultan

Her okuduğumda tam bizi anlattığını düşündüğüm, çok etkilendiğim bir fıkra. Sizce de her dem geçerli değil mi?

 

Temel roman yazmaya karar vermiş ama nereden başlayacağını bir türlü bulamamış. Çok ünlü kitapları çok satan bir yazara gitmiş;

– “Üstadım, ben de roman yazacağım. Seninkiler gibi çok satsın istiyorum. Bana ne önerirsin?” diye sormuş.  Yazar bu samimi istek üzerine yardım etmeye karar vermiş;

-“Bak Temel Türk halkı her zaman üç konu ile daha çok ilgilenir. Ne iş yaparsan yap, bu üç ana konuyu hiç unutmayacaksın. Birincisi özel yaşam. Yani aşk, seks ilişkileri. İkincisi nereden geldiğin, kimlerden olduğun yani asalet merakı. Üçüncüsü de her şey gizemli olmalıdır. Merak uyandırman gerekir. Kitabın sonuna kadar heyecanla beklemeliler. Eh bir de kitabına dikkati çekecek bir isim bulursan iş tamamdır. En az on bin adet satılır” diyerek işin sırlarını vermiş.

Temel, ünlü yazardan aldığı gaz ile hemen kitabını yazmaya başlamış. Üç ay sonra da kitabı bitirip yine yazarın kapısına dikilmiş. Yazar ilk iş olarak;

– “Kitabının ismini ne koydun” diye sormuş. Temel ;

-“Sizin verdiğiniz önerileri dikkate alarak kitabın ismini ‘Kontesi kim öptü?’ olarak düşündüm. Aynen dediğiniz gibi, aşk var, seks var, gizem var.” Romanın ismi yazarın çok hoşuna gitmiş.

– “Aferin. Çok güzel olmuş. Kontes ile asaleti, öpmek ile seksi vurgulamışsın. Gizem de var. Ama sana söylemeyi unuttuğum bir şey daha var. Türkiye’de en önemli konu aslında dindir. Romanın bir yerine inancı ile ilgili birkaç olay koyarsan işte o zaman kitabın kesin bestseller olur. Hatta İngilizce’ye çevrilip dünyada satılır” diye eklemiş.

Temel evine gidip düşünmeye başlamış. Bir ay sonra yazarı arayıp kitabının ismini bildirmiş;

– ”Allah Allah, Kontesi kim öptü?..’

Kontesi kim öptü bilemem ama bir gerçek var ki; hayatımızın her anında her safhasında var olan kadınlarımız. Onlarsız olamayacağımız, aklımızın hep bir köşesinde kadınlarımız. Nazım’ın eksiksiz tanımladığı ama tanımlara sığmayan yaşamın ta kendisi kadınlarımız. Tokluğumuz açlığımız, aşımız tuzumuz, başlangıcımız sonumuz, varlığımız yokluğumuz, azımız çoğumuz, sevgimiz nefretimiz kadınlarımız. Öpülesi, sevilesi kadınlarımız. Ayaklarıyla cennete bekçilik eden, yürekleriyle bizleri büyüten kadınlarımız.

Aklınız kalbiniz bir olsun, içiniz huzurla dolsun…

alper yedigöz

Alper Yedigöz

Share on Facebook

Kategoriler

Popüler Konular

Rastgele Konular

iletişim

webmaster@thecitydergisi.com